|
|
 |
»
Ziyaretçi defteri
|  |
|
Sende yaz
| Yazan : fatma öztürk Posta : fatmakozkan@hotmail.com
|
12.08.2010 02:58:06 |
| merhaba ben sitenize üye olmak istiyorum ama nedense tüm denemelerime rağmen başaramadım eşimin mail adresi ile de denedim ama olmuyor bu konuda beni bilgilendirirseniz sevinirim. :) |
| Yazan : Hakan Demir Posta : hkndmr@hotmail.com
|
27.07.2010 16:39:18 |
Cok guzel hazirlanmis bir site.. Emegi gecen herkese tesekkurler..
http://www.egitimnoktasi.com |
| Yazan : black Posta : black_scorpion@hotmail.com
|
18.07.2010 21:42:04 |
bilimm teknoloji ne kadar ilerlerse dünyanın sonunu araştırmalar ve bilim adamlarıfarkında olmadan yaptıklarıı deneysel amaçlııaraştırmalardaa yaptıklarıı bu sacma şeylerin farkında degiler dünyanın sonunu getiryorlar ekolojik denge gittikce bozuluyoorrrrr |
| Yazan : zihni sinir Posta : zihnisinir75@gmail.com
|
16.06.2010 14:53:22 |
( Bir Hortlak Masalı )Onur Sezgin’in Tiyatral Şiir için yazmış olduğu denemelerden en kapsamlı olanıdır. Şiiri dikkatlice okuyup inceledikten sonra daha detaylı bilgi edinmek ve bu yeni oluşum hakkında düşüncelerinizi iletmek için, (ziyateretçi defteri) bölümünü ziyaret edebilirsiniz.
1.Perde 1. kısım “ Bir Hortlak Masalı “
Psikoloji ve sosyoloji, Biraz da politika Bıkmadan yazdığım konulardır ya, Sormayın nedenini keyfimden değil “Ahlak” dersine bir parça kaynak olsun diye yalnızca Su kazanı gibi kaynatıyor kanımı Şu yasa çiğneyenlere halkın göz yumması Söylüyorum işte; İnsanları düşündürmektir benim işim Boş mideleri doldurmaktır hani Bilimsel deneyler ve gerçeklerle Şimdi de yeni bir konuya giriyoruz ki, O da gerçeküstüdür Hey sen! Gerçi ”Sen” diye seslenen, Kimi kez “Ben“ demek istediği bir gerçektir bilinen Sen hiç hortlak gördün mü? Yoksa… Filmini de mi? Anladım… Seni gidi kör olasıca… Merak etme, pişman olmayacaksın harcadığın zamana! Kıs kıs gülüyorsun değil mi bana? Gül bakalım! Benimse ya içtendir gülüşüm, ya gülmem asla Gördüğümü söylüyorum sadece… Nerede mi? Bilmem… Böyle olacaksa hiç gayret etmem bile hatırlamaya Gülünç olmaktansa… Unutulmasını arzu ederim söylediklerimin Kimi kez kanarya, kimi kez karga olur Söylerim şarkımı ay ışığında Avcı Reşat’ın köpeği de acı acı uluyup Vokal yapar bana hep o uyumsuz ilahisini Duvarda asılı duran resimler surat asar sonra Beklerim böyle korkunç bakmaktan vazgeçmelerini Ve duyarım içimde sabaha karşı o garip ürpertiyi Ne kadar az tanıyoruz kendimizi biz! Belki nasıl da önemsiziz! Vazgeçmek isterim o an Gerilim yaratacak konuları ele almaktan Bir de benim yerime koyun kendinizi “Deli saçması bunlar” deyip işin içinden çıkmadan Atalarımız faydalı üç şey öğrenirlermiş Kılıç çekmeyi – ata binmeyi – bir de doğruyu söylemeyi Gerçi doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovmuş olsalar da Buymuş yine de erdemli olmanın ilkeleri Günümüz insanları da çok iyi uyguluyor bunları ya, Silahları desen var - binecek dört tekerlekli araçları da Sürüyorlar tankları vicdansız ve acımasızca Gerçeği söylemeye gelince… Daha az yeteneklidirler belki Desteksiz atmaya gelince, herkese parmak ısırtırlar şimdi Ne ki, size aktardığım öyküler içinde, En gerçek olanı bu dizelerdir Duyduk duymadık demeyin sonra Bir hortlak öyküsü olduğunu söylemiştim ya, Haberiniz ola Ve ey ölümlü okuyucu! Bir takım bahaneler bulmaya çalışma! Zarar gelmez insana – bir kez inanıyormuş gibi yapmakla İnandı tüm uluslar binlerce yıl boyunca Ölmüşlerin ara sıra bizi görmek için ortaya çıktıklarına 1.perde 2.kısım “ Bir Hortlak Masalı “ Şarkılar sustu bir anda Mezeler de bitince tabakta – sohbetler erdi sona Konuklarsa bir bir ayrıldılar uyumak için odalarına Ve çekildi ortadan sona kalan çalgıcılar da Yukarıda parlak bir gezegen vardı yalnızca Ateşini güneşten ödünç almış olsa da Daha cana yakın duruyordu bize parlak yıldızlardan Görüyorsunuz ya, romantik duygulara kapılıyor Dolunaya bakan bir insan Kimi zaman ışığıyla soluğu dışarıda alırız Derin gizler açılır duyulan sıcaklığına onun Dalgalı denizlerin gelgiti Ve ölümlülerin kalpleri - ellerindedir hep onun ( Aslı varsa tabi bazı şairlerin bu konuda yazdıklarının ) Ve Sabri biraz düşünceliydi Uykuya dalmaktansa hayal kurmayı tercih etti Yaptığı işten dolayı romantik olamaya vakti kalmayan Her genç doktor gibi “Kanser” konulu bir kongre için gelmişti Hem ziyaret hem ticaret olsun diye hani Elbette ki, Önce içinde bulunduğu bu tarihi binayı düşündü Sonra nasıl olup ta butik otele dönüştürüldüğünü belki ( Bunu hiç sanmıyorum ya ) İnsanların aklından geçenleri pek okuyamam Ama bu yazamam anlamına da gelmez hiç bir zaman Deniz kıyısından dalgaların hışıltıları geliyordu Gece karanlığının tüm gizemiyle birlikte; Asırlık çam ağaçlarının kolları uzanıyordu Odasının penceresine Karanlıkta bir parlayan bir kaybolan havuzun Işıltılarına takılmıştı sanki Ayağa kalkmış olan Sabri’nin badem gözleri Bir de sivrisinekleri kovan bir cihaz takılıydı prize Hangi marka, tam olarak görünmüyor ya, Bunu belirtmemin sebebi; ucuz böcek ilaçlarının İşe yaramadıklarını hatırlatmak değil de – ( Titizlik göstermemdir gerçeğin betimlenmesinde ) Ve Sabri omzunu pencereye dayamıştı; Panjuru ahşap çıtalardan oluşan ( Atalarımızın buralara egemen olduğu günlerden kalan ) Sonra gecenin sıcaklığında - ardına dek açtı kapısını Yürüdü karanlık gölgelerle dolu bir koridorda Antika resimler kaplamıştı bütün duvarlarını Kendinden emin ve kibirli o bakışlar Kuşkusuz ki, çoğu soylu kişilerdi ya; Ne ki, yarı karanlık bir ortamda Bu rahmetlilerin portreleri, Yalnız ölülerin uyuduğu bir yerde Ne aradığımızı sormak ister gibiydi Sert ve donuk yüzlerini çevreleyen çerçeveden Eski günlerin ışıltılı büyüsü parlıyordu daha Hele o güzellerin soğuk gülümsemeleri Loş mağaralardaki sarkıtlar Ya da düşler gibiydi Resimler bir tarihtir oysa Fotoğraflarsa hep yalan söyler Bizi durduramadıkları gibi Zamanı da durduramazlar Ancak Sabri gözüne takılan bir resim ile Geçmişe doğru hayaller kurarken Kendi kalp çarpıntılarından ve Hüzünlü iç çekişlerinden başka bir ses duymadı Hayır duydu! Hem de birden bire ( Öyle sandı belki de ) Dünya dışı bir varlığın Ya da basit bir sıçanın İnsanı şaşırtacak türden çıkarttığı o hışırtıyı Bir sürüngen olamazdı bu – bak işte! Korku filmlerinde görülen maskesi, Rahip gibi cüppesi – ve o belli belirsiz gövdesiyle Yavaş ve soğuktu adımları Geçerken Sabri’nin yanından Parlayan iki elmasla baktı ona Neydi bu eski evde böyle dolaşan Bir hayalet olduğu çalınmıştı ya kulağına Gerçekten görmüş müydü onu? Yoksa içi boş yayınevlerinde basılan Büyük marketlerde bile satılan O şişirilmiş ürünler gibi buhar mıydı bu da? Bir kez mi - iki kez mi geçti etrafından Hatırlamak zor Aydan mı - Marstan mı - yoksa öteki dünyadan mı? Nereden geldiği belli olmayan bu varlık… Sabri’yse buzdan bir heykel gibi Dona kaldı olduğu yerde Hani bir kâbus gördüğümüzde… Tehlikeden kaçmak isteriz de, Ayaklarımız hareket etmekte zorlanır ya, İşte öylesine çaresiz, öylesine rüyada Bu rahip kılıklı yaratıktan ne istediğini Sormak istiyor da - soramıyordu İşte bu son manevradan sonra Hortlak çekildi ortadan – iyi ama nereye? Geniş ve karanlıktı geçit İster uzun – ister kısa – biraz göbek - biraz ense Zaten öyle bir ortamda - kim kaybolmak istese Başarabilirdi rahatça - fizik yasalarına göre Bu yüzden de göremedi Sabri Hortlağın hangi kapıdan sıvışıp gittiğini Olup bitenleri bir tiyatro sahnesi gibi izlese de Bilemedi ne kadar uzun bir zaman geçtiğini Karmaşık duygular içinde Çevirdi gözlerini Hortlağın ilk ortaya çıktığı yöne Ve baktı bir ömür gibi uzun bir süre 2. perde 1.kısım “ Bir Hortlak Masalı “ Sonra yavaş yavaş kendine geldi Odasına döndüğünde ise bitkin bir vaziyetteydi Geç uyandı tabi tahmin edeceğiniz gibi Gece vakti kendini ziyarete gelen Misafir ya da görüntü Ve bundan birilerine bahsetmek üzerine kafa yordu Garip karşılanabilir diye bir çekincesi vardı Ya da adına “kararsızlık” denilen çatışan heyecanları Derken kapı çalındı… ( Kahvaltı vaktini bildiren ) Yemek salonuna geldiğindeyse oldukça dalgındı Bu kadar sıcak olmasa fark edemeyecekti belki de Eline bir çay fincanı aldığını, içerken ağzını yaktığını Ne anlatabilirdi ki, oradakilere? “ Rahip kılıklı hayaletten söz edildiğini duydunuz mu hiç? ” Diye bir başlasa söze… “ Şaka mı bu?” Diye imalı bir biçimde bakmazlar mıydı acaba yüzüne? “ Bu evin hortlağı canım hani! “ Diye cevap verirdi o da Kimileri çok şey ekleyebilirdi belki söyleyeceklerine Kimileriyse komik ya da saçma bulup çekilirdi geriye Ah, kara çarşaflı hortlak ah! Şöhretin yalandan başka bir şey olmadığını Eminim en çok sen haykırmak isterdin bizlere Her neyse, Gülperi’nin yüzü bugün nedense pek de soluk - Gülperi mi? - Otel sahibinin kızı! ( “Adını nerden biliyorsun?” diye sorabilirsiniz ) Tanıştığım kişilerin isimlerini Aklımda tutamam aslında - ama bu kız… Bu kız; Doğal rengini ak bir boya ile örtmüş gibiydi yanağının Sonradan görmüş sosyete kadınları kadar beyazdı Sanırım elma kırmızısı yanaklarıyla Köylü kızı gibi görünmek istememişti Seni gidi çokbilmiş kız! İneklerin bol süt verdiği, Bir çiftlikte büyümüştü bütünüyle Ve iyi bir makyaj yapmakla Sınıf atlayacağını düşünmüştü ahmakça Uzaklara doğru bakarken, Gökyüzü gibi derin gözlerinde Biriken gözyaşlarını siliyordu ara sıra Laf olsun diye değildi bu akan gözyaşları – eminim Ne öyle acınası bir sulu gözlü Ne de kendini hor göreni hor görecek denli arsızdı Acıklı bir budalalık ve üzünçlü bir sabırla, Satın alınmış bir jüri önünde Fark edilmeyi bekliyordu yalnızca Otel sahibi Yavuz Bey, Bir müteahhitti aynı zamanda Temeller kazmaktaysa tam bir köstebekti Ancak en çok da ihale kazanmak giderdi hoşuna Ne de olsa komşusu Rüstem Ağa, Kasabanın belediye başkanıydı ( laf aramızda ) İşte kendisi de karşı masada Büyük bir seçim adamıydı Fikirleri pek uyuşmasa da hükümetin yandaşıydı Milletini sevme ve fırsatları değerlendirme arasındaki O ince ayarı yakalamıştı böylece Oturduğu koltuğa gelince, şu söylenebilirdi ki, “kazancı bir tercih değil sadece görev aşkıydı onunkisi” Ara sıra da olsa, bir kaşık bal çalmayı İhmal etmezdi ayak takımına Yükselme tutkusunu kamçılardı böylece Kalfaların çıraklar üstünde uyguladıkları gibi Büyük bir yemek salonuydu Yemekler sıcak konuklarsa soğuktu Obur olanların, tabaklarını doldurmaları görülmeye değerdi Gözü pek dernek temsilcileri Ve yaman iz sürücüleri vardı bir de Tahminleri yanılmaz, tuttuklarını bırakmazlardı Balıketli birkaç da bayan üyeleri vardı ki, Yardım toplamakta ya da Çöpçatanlıktaydı işleri güçleri Bildiri okumaktan çok nakarat okurlardı Sonra yolunu şaşırmış bazı yabancı turistler ile Şehrin gürültüsünden kaçan yerli turistler de vardı ( Piknik masası yerine çimene yayılan hani ) Ve sabahın altısında uyanan – öğleyin uyanmak yerine Ve rastlantıya bak ki! Bir de karşımda görmeyeyim mi? Medyanın karşı konulmaz ilahiyatçısı Prof. Zihni Sinir Beynimin pasını silen en büyük söz cambazıdır o Ey yüce Allah’ım! Kim derdi ki, Senin mucizelerinden birinin Böyle zeki ve çatık kaşlı olabileceği Vaazları birer mizah, mizahları birer vaazdı Genişçe bir işkembenin içinden çıkartırdı her ikisini de Pakize hanıma gelince, Haşır neşirdi otelin ünlüleriyle Büyülüyordu çevresini incelik ve nezaketiyle Herkesin Seviyesine indirerek kendisini ( Seçimlerden seçimlere özellikle de ) Eşinin ve kardeşinin başkanlık yolunda Güvenle yol alabilmeleri için tabi İnsanların kabul ettiği bir yoldur bu ya Yorgunluk ve tiksinme dolu bakışlarla Arada sırada da - ruhunu ele veren Takdir edilmesi gereken bir meziyettir aslında Sahteliğine karşın - gerçektir de: Kendilerine yakışan rolü seçip oynayanlar En içten kişilerdir çünkü Maliyeciler gibi; akıllı olmaktan çok - Kurnaz olmayı tercih ederler İki kere ikinin dört edeceğini İspatlayabilecek durumdayken, buna yanaşmazlar Sadece göstermekle yetinirler üçün birini ( Bütçeyi ölçüp biçip tartarak ) “Benim muhasebecim bunu yapmaz “ diyenlere sözüm; ( Nasıl da haz verir yanında olmayan bir arkadaşı savunmak ) Ve işte geçti koskoca bir gün; Saniyeler gibi günler de sona ermelidir ya; Gece de geçti… Ve sahildeki diskoların gürültüsü duyulmaya başladı sonra Bir bir odalarına doğru uzaklaşan konuklar arasında Kara mizah konusu olmaktan uzak Daha başka kişiler de vardı aslında Mesela duru ve masum yüzüyle İngiliz turist Diana Önünde incecik iplerden ördüğü Rengârenk bileklikler vardı “ Dostluk bağı “ koymuş onların adını İnanması güç olsa da, bunları satarak Gezdiğini söylüyordu dünyayı Bir diğeri ise gördüğü ve duydukları üstüne Hiç oralı olmayan Sabri’ydi Her zaman ki neşesinden biraz uzak Tepkisizce izledi orada olanları Ağzını bıçak olsun açmadı Aklı da bir karış havada ( Gerçek ile hayal arasında ) Uyuma vakti gelince de – çekip gitti odasına 2.perde – final sahnesi – “ Bir Hortlak Masalı “ Yeni bir güne hazırlanmak için değil de Umutsuzluğa düşmek için sanki Ya da başka bir deyişle; Rüya görmek için değil de – düş görmek için… Ey okur, sen söyle! Ölümün tarifi değil de - nedir bu Gül yaprakları yerine – dikenli otlar serpildi döşeğine Sonra da düşüncelere daldı yavaş yavaş Büyükleri huzursuz eden, çocuklarıysa korkutan O fantastik duyguların tadını çıkararaktan Her an uyanacakmış gibi tilki uykusundaydı artık Hayalet denen konuğunun farkındaydı çünkü Böyle bir misafir görmeyenlere Anlatması güç duygular içinde Gözleri hep pusuda – bekledi – bekledi – bekledi Bir şeyler olacağından emindi Ve bu bekleyiş boşuna değildi Vay canına! O da ne öyle! Evet, bu o! Şeytanımsı yürüyüşüyle bu o işte! Hay Allah! Ne garip, sanki… Yeni yetme bir kız gibi… Minik minik adımlarıyla Topuklu bir ayakkabı giymişte… Ayağı burkulup düşecekmiş gibi giden ( Çekinerek kendisinden ve çevresinden ) Herkesin derin uykularda olduğu bir anda Yeryüzü, yıldız desenli gökyüzünü Bir yorgan gibi üzerine örtmüş Karanlıkta oluşan – kara çarşaflı gezgin ise Bir kez daha çıktı karşısına işte Şimşekli havalarda yağan yağmurlar gibi Soğuk sular boşaldı Sabri’nin başından Ayak parmaklarına Metafizik – ya da – ruhçuluk Bilimsel ve ağırbaşlı konulardır ya, ( Ben de parapsikoloji kitaplarının yalancısıyım ) Yazdıklarına göre… Ruhun ölümsüzlüğüne inananların en azılısı bile… Keçileri kaçırıverirmiş - ruhlarla karşı karşıya gelince… Sabri gözlerini yumdu mu peki? Hayır, ağzı da açıktı! Korkunç tınılar uçuştu boşlukta Sıradan bir kulak zarının dayanamayacağı türden Böylesi bir ruha maddenin yapabileceği nedir ki? Ve ruh yaklaşınca madde nasıl da ürperir Gör işte kapı açılıyor – öyle langır lungur değil de Martıların suya dalıp, balığı yakalaması gibi Şaşmaz bir dengeyle Sabrı kendine bile belli etmeden korkup titredi önce Sonra yanılabileceğini düşünüp utandı birden Hatırlayarak materyalist bir düşüncenin, Karşı olduğunu ( bedenden ayrılmış bir ruha ) Korkusu öfkeye dönüştü tabi – öfkesi de şiddete Artık yerinde durur mu – kalkıp yürüdü hemen Hey o da ne? Geri çekildi Kara Gölge! Bu daha da çok cesaret verdi Sabri’ye Ne olursa olsun - artık çözmeliydi bu işi Ve böylece düştü o gizemli hayaletin peşine Koridorun sonuna doğru yaklaştıklarında Bir an durdu Kara Gölge ( Yaptığı blöf tutar diye belki, kim bilir ) Hasmının korkmadığını görünce… Kaçmaya devam etti yine Ve yolun sonuna geldiklerinde… Sabri elini uzatıp… Aman Allah’ım! Ne bir ruh – ne de bir bedendi gördüğü… Mermerden yontulmuş bir duvardı sadece Bir de üstünde gümüş renkli gölgeleriyle… İki dolunay Aslı olmayan bir söylentinin – bir hayaletin Gerçek tehlikelerden daha çok korku salması ne tuhaf! Ne olduğu belirsiz gizemli bir şeyle – en yağız kişiler bile Gördük ki, dize getirilebiliyormuş yeri geldiğinde Ne ki, bu ruh, kımıldamasa bile Gök mavisi gözleri parladı ( Sütun gibi bir hayalet için, doğal olmayan bir biçimde ) Hiçbir mezarın çürütemeyeceği, Öyle saf bir güzelliği vardı ki, Onu böyle görse, Azrail de kıyamazdı öldürmeye Çözülen saçının bir tek lülesi bile Kanıtlamaya yeterdi bunu Hele o soluk alıp verişi… Pencereden dışarıya bakıldığında… Ağaç yaprakları arasından süzülerek gelen Meltem esintisi vardır ya… İşte öylesine tatlıydı ferahlığı Sabri, merak içinde öteki elini uzattığında Değiverdi hemen sert ve sıcak bir taşa Ve o taşın altında bir kalp atıyordu Hayalete gelince… Evet, bu bir hayalse… Kara çarşaf içinde dolaşan en tatlı hayaldi Uzun boynu ve o kibar burnuyla Hayaletten çok - etten kemikten bir varlığa benziyordu ki, Maskesiyle – cüppesi… Yere düştüğü anda Çıkıverdi kimliği tam olarak ortaya Niye daha önce çıkmadı ki sanki? Öyle sıfır beden manken gibi değil de Azıcık balıketinde Otel sahibinin kızı Gülperi’nin ta kendisiydi bu işte! Onur Sezgin12.07.2008
|
| Yazan : miray Posta : serdarmiray@hotmail.com
|
14.06.2010 00:07:19 |
| merkezinize kaç yaşından itibaren ve hangi aşamalardan geçilerek öğrenci kabul ediyorsunuz? |
| Yazan : Zeynep Balcı Eyüpoğlu Posta : zeynep.be@hotmail.com
|
13.06.2010 19:04:35 |
Merhabalar, ben sınavınızı kazanamayan bir öğrencinin annesiyim.Bana göre sınavınız da,sisteminizde son derece kapalı.Çocuğumun neden yetersiz olduğunu bilmek hakkımızdır diye düşünüyorum ve bir sonraki sınava nasıl hazırlanmamız gerektiği konusunda siz yetkililerden bilgi talep ediyorum. Saygılarımla. |
| Yazan : berke taner Posta : berkehantaner@hotmail.com
|
02.06.2010 12:44:54 |
| sınav sonuçları açıklandı mı,açıklandıysa nerden laşabiliriz |
| Yazan : Barış Gültekin Posta : baris-batu@hotmail.com
|
27.05.2010 22:08:13 |
| Bursa Bilsem sanat gecesi bu pazar kutlanacaktır bnde çıkıcm cooookkk heyecanlıyım Bilse no'm 8402 |
[1] 2 3 4 5 6 
| |
|  |
BTSO Kamil Tolon Bilim ve Sanat Merkezi |
 |
|
|